24 Ocak 2008 Perşembe

Güzel Sözler her zaman okunmaya değer bence !

It is all that the young can do for the old, to shock them and keep them up to date.

George Bernard Shaw, Irish dramatist and critic

22 Ocak 2008 Salı

Marsta fotoğrafa takılan Türk


Sevgili okurlar,

Mars'ta Nasa'nın çektiği fotoğrafların incelenmesi sonucu kayanın üzerinde oturduğu tespit edilen "Marslı" ilgili gerçeği açıklamak sorumluluğunu sizlerle paylaşmak istiyorum.
Öncelikle sizleri 1985 yılında soğuk  savaşın en çetin dönemlerine alıp götürmek istiyorum. 
Rusya'nın 1984 yılında uzay çalışmaları sırasında ortaklık teklifine sıcak yaklaşan Türk Hükümeti, Türk astronotlarının, yerçekimsiz ortam adaptasyon çalışmaları sırasında Rus astronotlarına çirkin tekliflerde bulunmaları ile Rus Hükümeti tarafından süresiz askıya alınmıştır. Bunu takiben, 198 5 yılında Türkiye ile Amerika uzay araştırmaları konusunda stratajik işbirliği yapmak üzere anlaşmışlardır. Stratejik işbirliği, Amerika'nın know-how diye de tabir edilen bilgi birikimi ve ekipmanları; Türkiye'nin de beyin gücündan faydalanmak üzere kurulmuştu. 
Ancak daha önceki deneyimlerinden ders çıkaran Türk Hükümeti seçilen personel konusunda ekseriye tititz davranmıştır. Yapılan seçmeler sonucu uzaya uyum konusunda farklı kontrol grupları oluşturulmuştur.
Bunlar sırayla şu şekildedir:

Bilim insanı: Yoğun beyinsel fonksiyonu ve az fiziksel hareket kombinasyonundaki erkek ve dişiler

Spor insanı:  Yoğun bedensel fonksiyon ve göreceli düşük beyinsel fonkisyon kombinasyonundaki erkek ve dişiler
Halk insanı: Yoğun sosyal iletişim, beden dilinin yoğun kullanımı, düşük beyin fonksiyonları ve düşük fiziksel fonksiyonların kombinasyonundaki erkekler
Bu üç deney grubundan farklı zaman aralıkları ile uzaya gönderilen deneklerden Bilim insanı rasyonel yaklaşımı ile bulunduğu ortama uyum sağlamaya çalışmıştır. Bu çalışmalar her ne kadar başarılı olduysa da düşük beden fonksiyonları sebebiyle zorlu ortam koşullarına uyum sağlayamamış olup genelde deneyi tamamlayamamıştır.
Spor insanları ise yoğun bedensel fonksiyonları ile fiziksel koşullara fazlasıyla adapte olup, mental düzeyde tıkanmalar yaşamışlardır. Bunlardan da deneyi dünyaya geri dönüşe kadar tamamlayabilen olmamıştır.
Son deney grubumuz ise Amerikalı bilim adamlarını da şaşırtarak, bulunduğu ortama rahatlıkla adapte olup, bulunduğu deney alanına kişisel özelliklerini yansıtmayı başarmıştır. Deney alanında, kurallar çerçevesinde hareket etmekte güçlük çeken bu  denekler, özellikle ilk defa gittikleri alanlara yapılaşma ile izlerini bırakmıştır. Bu denek grubu, deney süresince deneyin kendisi ile ilişkili sorunlar yaşamak dışında bir problem yaratmamış ancak deneyin sonuç aşamasında deneyi reddederek bulundukları ortamdan ayrılmayı reddetmişlerdir.
 
Bu durum her ne kadar Amerika ve Türkiye arasında sorun yaratmış olsa da, bu deneklerin kaynak bulmak konusunda sıkıntı yaşayacakları dolayısıyla nesillerini sürdürmelerinin mümkün olmadığı öngörülerek  deney sahasında bırakılmışlardır.
Aradan geçen 22 yıl sonra Mars gözlem araçları ile işte karşımıza çıkan gururumuz Türk deneklerden, 1. jenerasyon Hikmet Yarlıtaş. Denek grubunun Hikmet Abisi, gençlerin akıl hocası. Memleket hasretiyle yanıp tututuşan Hikmet abi, geride bıraktığı eşi ve kızlarına kendince bir armağan vermiş. Yerde diğer deneklerden Mahmut Kısakara (Çakı Mahmut) ile dertleşiyor. Eldeki tespihlere de dikkat sevgili okurlar. O tespihin her boncuğu sıla çilesinin acı bir meyvesi.
Yeni haberlerde görüşmek dileğiyle....
 

21 Ocak 2008 Pazartesi

Ae Fond Kiss-2

Bu filme esin kaynağı olan şiiri de ekliyorum, meraklısına

Ae Fond Kiss

Ae fond kiss, and then we sever;
Ae fareweel, alas, for ever!
Deep in heart-wrung tears I'll pledge thee,
Warring sighs and groans I'll wage thee.
Who shall say that Fortune grieves him,
While the star of hope she leaves him?
Me, nae cheerful twinkle lights me;
Dark despair around benights me.

I'll ne'er blame my partial fancy,
Naething could resist my Nancy:
But to see her was to love her;
Love but her, and love for ever.
Had we never lov'd sae kindly,
Had we never lov'd sae blindly,
Never met -- or never parted,
We had ne'er been broken-hearted.

Fare-thee-weel, thou first and fairest!
Fare-thee-weel, thou best and dearest!
Thine be ilka joy and treasure,
Peace, Enjoyment, Love and Pleasure!
Ae fond kiss, and then we sever!
Ae fareweel, alas, for ever!
Deep in heart-wrung tears I'll pledge thee,
Warring sighs and groans I'll wage thee.

Robert Burns

20 Ocak 2008 Pazar

Ae Fond Kiss



Her güne 1 filmde bugünün şanslı filmi bir Ken Loach yapımı "Ae Fond kiss”

Herkesin hayatında, bir ilişki yaşayıp yaşamamak arasına sıkıştığı, “toplum ve hislerim” arasında gel-gitler yaşadığı bir dönemin olmuştur. Bu ister başka bir milletten/dinden olsun, ister aynı toplumun farklı katmanlarından olsun çok sancılı bir durumdur. Bu dönemi yaşayanlar bilir ki herşeyi göze alıp bu tür bir ilişkinin öznesi olursanız, bir süre sonra asla yürümeyeceğini üzülerek anlarsınız. Küçükken dirseğinizi duvara sürttüğünüzde nasıl canınız yanarsa aynı şekilde kalbiniz sızlar, o sevdiğiniz, uğrunda üyesi olduğunuz topluluktan vazgeçtiğiniz kişiye baktıkça. Olmaz, yürümez ayrılırsınız. Şanslıysanız da sevginiz tükendiğinde arkanıza bile bakmadan bu kötü uygunsuz anınızdan kaçarcasına uzaklaşırsınız. Hatırladığınızda da biraz mahcup , “gençtik, hislerimizin kurbanı olduk, kötü bir dönemime geldi” cinsinden günah çıkartmalarla kendinizi rahatlatmaya çalışırsınız.

İşte, bir Ken Loach yapımı olan "Ae Fond kiss”’in öyküsü de bu tip bir ilişkinin etrafında şekilleniyor.

Film, Glasgow'da yaşayan, Pakistan asıllı müslüman bir ailenin oğlunun ve kardeşinin müzik öğretmeninin yaşadıkları/yaşamaya çalıştıkları duygular ile gelenekleri/üyesi oldukları toplulukarın değerleri arasında yaşadıkları "tercih" yapma sürecini anlatıyor.

Aslında bu sadece tek taraflı bir sıkışma ya da baskı değil. Katolik olan müzik öğretmeninin okuldaki görevine devam edebilmesi için bu ilişkisinden vazgeçmeye zorlanıyor. Özellikle bağlı olduğu kilisenin Papazı, özel hayat-din-katı kurallar arasında nispeten bize daha az gelmişmiş bir kültür gibi dayatılan Pakistanlı aileden daha. Aslında düşününce insanların kendi inançları ve hisleri aynı şeyin “kendi yaratımlarının” sonucuyken, nasıl oluyor da bu iki duygu birbirine karşı acımasız olabiliyor. Belki de bunun altında psikolojik gerekçeler vardır. Filmde yoğun olarak işlenen bir konu da önyargılar.

Filmin romantizm düzeyi ise tek kelimeyle “ayarı tutturulmuş” ve etkileyici. Ne fazla ne eksik.

Ken Loach’ın politik duruşu, tarihe ve olaylara karşı ilgisi bu filme bence ayrı bir renk katmış. Filmde çok kısa bir sahnede değinilen, Hindistan ve Pakistan’ın ayrılma hikayesi bende o konuya karşı ciddi bir merak uyandırdı. Tabi, Ken Loach’ın belgesel konusundaki tecrübelerini düşününce bu çok da şaşırtıcı bir sonuç değil. (bkz 11’09’02, McLibel)

Oyuncular ile ilgili olarak bravo dışında çok da denecek birşey yok aslında.

Kısacası filmi hiç duymayanlara ya da duyup da izlemeyi planlayanlara tavsiye ediyorum.

16 Ocak 2008 Çarşamba

Uzunca bir süre sonra merhaba...

Uzun zamandır ihmal ettiğim sevgili blog'uma geri dondum.
2008 hedeflerimden biri olarak artık bu blogu sinema/müzik/dizi/kitap gibi daha sosyal yorumlar için kullanmayı planlıyorum. Tabi bu komik olmaktan uzak duracağız demek değil...
Bu bolgu açtığımdan bu yana hayatımda ciddi değişiklikler oldu aslında.
Artık daha üretken bir insan oldum :) Günde en az 2 bolum dizi/1 sıkı film izleyecek kadar zamanım var. Yoğun ve stresli bi uzunca bir dönemin üstüne insanın kendine ayıracak boş vaktinin olması çok güzel birşeymiş. Neyse şimdi bunları uzun uzun anlatmayayım. Nihayetinde aç var tok var değil mi sevgili okurlar.

Yeni yılda kendime koıyduğum komik komik hedeflerden biri de her gün 1 film izlemek. Tabi bu filmleri boşuna izlemiyeceğiz. Özellikle gişede çok iş yapmayan ya da Türkiye'de oynamayan filmleri, (tabi benim gibi sabırsız bir insanın bulgar-çin ortak yapımı, 150 dakika boyunca toplam 10 kelimenin "sarfedildiği" diyet yemeği niyetine çekilmiş filmleri izleyip, bir de bunlara -yönetmen yerelliği genellikle çok sofistike bir şekilde harmanlamış- türünden çirkin yorumlar yapmasını kimse beklemez) yorumlayıp kendi kendime eğleniyor olacağım. Sizler de iştirak ederseniz ne mutlu bana.

Film/dizi önerilerinizi, yorumlarınızı da bekliyorum. Burada seviyeli bir blog birlikteliği için her koşul hazır.

Sevgiler,

Sorumlu blogcu baş yazar.