25 Şubat 2008 Pazartesi

.......

Yazanlar yazar mı yazılanlar yazı mı? Onlar Gazete Mi?
Of ki ne of! Bi kere benim kafam çok karışıyor bu yazıp çizme olayına bu işin yapıldığı yere okurken yazar(!) denen ucubeleri ve gazeteleri. Bazıları hepimizin anladıklarını anlatanlar, bazıları komplo teorisi üreterek esrarengiz olmaya çalışanlar ( bunlar yazarken esrara benzer bir şeyler alanlardan) bazıları dehşet büyük bağlantılarını ekleyerek konusu basitliği ile dönüp bakılmayacak olayları deve (develere saygısızlık yok) yapanlar, bazıları tüm hafta ciddi yazıp hafta sonu köpeğinin kakasını anlatanlar bazıları ise bayan olarak dedikodudan kopamayarak (menopoza girenleri ve girmeyenleri ayırmak lazım tabi burada) dünyayı turlayanlar/kurtaranlar bazıları da birbirlerini çekiştirip yiyerek (piranalar bu kadar evrimleşemedi) sütunlarını dolduranlar olarak adlandırılabilir. Şimdi asıl sorun bunlara ne denileceği? Siz bu saydıklarımızı her gün bir köşede bir sütunda bir tepede bir iç kısımda (mübarekler ahşap bir mimari yapıtın her yerini saran güveler gibi) görüyorsunuz. Okuyorsunuz. Şimdi bunlar YAZAR MI (meslek) yazar mı (fiil) okuduklarınız yazı mı ? Size soruyorum size! Şu memlekette gazete deyip alabileceğiniz bir yayın var mı? Okuyabiliyor musunuz? Sadece Zürriyet gazetesinin arka sayfa güzeli için yılda 10/15 ağaç harcandığını biliyor musunuz? Bu gazetelerin ve içindeki yazarların(!) siyaset ve ekonomi gündemini nasıl ve ne kadar kolayca ve işlerine ( bir köşe + banka hesabı + para girişi = z partisi hükümette) geldiği gibi yönlendirdiğini görebiliyor musunuz? Bir gazete nasıl olurda patronu değiştiğinde eksenini ve içeriğini değiştiriyor ( Pamela Anderson Zürriyeti alsa zürriyet kulvar gazetesinden beter olur inanın) görüyor musunuz? Şimdi sakın bu soruları sormayın! Yıllardır soranlar hep gördüler de ne cevabını aldılar ne de bu düzeni (!) değişimine tesir edebildiler.
Haa birde bunları okumayan, görmeyen, görmek istemeyen ve de en güzelini yapanlar var. KİMLER? Sayayım: Özellikle eskiden çoktu ama şimdilerde azaldılar
1- Manavlar,
2- Kabzımallar,
3- Çerezciler,
4- Balıkçılar,
5- Simitçiler,
6- Büfeciler.....
Bu adamlar senelerdir gazetelerde olanları görmediler, okumadılar dolayısı ile üzülmediler kahrolmadılar. Bu adamlar ne mi yaptı. KESE KAĞIDI. EVET KESE KAĞIDI YAPTILAR VE GAZTELERDEN EN İYİ EN YÜKSEK FAYDAYI BU ÜLKEDE ONLAR SAĞLADI. İÇİNDEN ERİK YEDİRDİNİZ, DOMETESİN EZİLMESİNİ ÖNLEDİNİZ, ÇEKİRDEK ÇİTLETTİNİZ, RAKININ YANINA EN GÜZEL HEDİYEYİ VERDİNİZ, HER SABAH KARNIMIZI DOYURDUNUZ GEVREK GEVREK, PARKTA GÖTÜRDÜĞÜMÜZ AKŞAM NEVALESİNİ KAMUFLE ETTİNİZ. NE İYİ ETTİNİZ. SAĞOLUN VAR OLUN BU ÜLKENİN AKILLI İNSANLARI! EN AZINDAN SİZ BAZILARI GİBİ (YAZAR (!) ) BEYNİMİZİ AĞLARINIZLA SARMADINIZ, GÖZÜMÜZÜ KÖR ETMEDİNİZ, EN EN ÖNEMLİSİ BİZİ KANDIRMADINIZ!


SKANKY

18 Şubat 2008 Pazartesi

TekTip

Blogumuzun yeni yazarı Skankiye katkılarından ötürü teşekkürler.....

Farkında mısınız bilmem diye başlayacağım ama farkında olmamak elde değil! Neden sabahın köründe tek tip servis otobüslerinde başlayan macera (!) tek tip işyerlerinde devam eder ve tek tip ofisinizde akşamı eder herkes. Gözünüzü kapayıp filmi izlemeye başlayın. Anadolu yakasının sözde afili ULTRAKÖY semtinde oturan Hande ve bilmem LÜKÜSKÖY semtinde oturan Mert tek tip kıyafetleri ile kabus yolculuğa tek tip kıyafetleri ile hazırlanmışlar ve beklemeye koyulmuşlardır. Hande patlamaya hazır kredi kartının limitlerini zorlayarak diğerleri ile aynı kokoşluktaki MAPRİKA marka gri tayyörünü giymiş içinde HEYMEN gömlek üzerine ZİPEKYOL marka kaban (içine iş çıkışı ayartacağı hanzoya seksi görünmek için giydiği giydiği TEKİ marka takke ve paçalı donu ayıp olmasın diye söylemeyeceğim) pabuç olarak KİVARESLER ve tabiki ZOM PORD güneş gözlüğü…. Mert annesinin hala giymeye zorladığı Şener Şen’in efsane sahnesindeki beyaz yün içliğini son anda çıkartarak ( annesinin aldığı İKİZOĞLU marka ama kalpli boxer alt cenahta) PLATİNYILDIZ kumaştan dikilmiş BAYRAM SAZ KOLLEKŞIN (bu markaya dikkat ediniz) takım GOTİÇ pabuçlar, KÖLVİN KILAYN gömlek ve KUĞULU pardesü ile….. Bindikleri serviste bunlar gibi bi dolusu sabah sabah dahi Özcan Deniz veya Ferdi Tayfur dinlemek isterken iş partnerlerine rezil olmamak adına G&R (gerilmek&rezalet) mağazalarından aldıkları chill out müzikleri dinleyip adını ilk kez o kitapta gördükleri Avusturalyalı yazar Maykıl Dandiksın’ın son romanını okuyarak tik tip servis aracı ile işyerlerine varırlar. Tek tip olmak kaydıyla bir müdüre sabah yalakalığı yaptıktan sonra sözde yapmaktan çok zevk aldıkları ama başlayıncaya kadar yapmadıkları aktiviteler ve Amerika’da büyük ihtimalle hamburgercinin yanık yağ ile dolu fritözünü temizlerken ( ben artık inanıyorum tezgahta sattıklarına) Bayburt State Universty HNB master diplomaları ile donattıkları NB (nitelik belgesi) ile zor zar kabul edildikleri işlerini yaparlar. Akşama doğru hasbel kader gittikleri ya da bir yakınlarının getirdiği bir gavur şehrini simgeleyen kupalarından hayatlarında tazesini hiç görmedikleri bir otun çayını sırf artiztik olsun diye içmeyi ihmal etmeden saatin 6 olmasını kollarlar. Ama sabah yalakalık yaptıkları müdür GÜÇ BENDE edasıyla bol fırçalı bomboş toplantı tertiplemiştir bile! Son ıstırap böylelikle atlatılmıştır. Şimdi bunlar yemek yemeden mi çalışır diyecekseniz en güzel kısmı sona sakladım! Öğle yemeğine altına yatmak/üstüne atlamak istedikleri ve gözlerine kestirdikleri Bayram Saz Kollekşın 2020 kreasyonundan giyinmiş karşı cins ile çalışılan plazanın yanındaki restorana gitmek için sabahtan hazırlığa başlayan TEK TİPİMİZ öğlen yanlarına içinden “ha kiktir bu nerden çıktı” demesine rağmen “sen de bize katılmaz mısın?” diye sormak zorunda oldukları zeka seviyesi normale vitamin takviyesi ile ulaştırılmış bir hemcinsleri ile çıkılmıştır. Çok acıkılmış olmasına rağmen gereksiz bir yemek listesi araştırmasından sonra adı gavurca olan ama tas kebabından iğrenç bir tatlı sosla bozma Meksika yemeği seçilmiştir. Aslında hapur hupur yemek isterken kibarlık budalası olan TEK TİPİMİZ eğreti tuttuğu bıçak çatalla soğuttuğu yemeği kırıtarak/sırıtarak ama akşam faslını nasıl ayar ederim diye aralıksız düşünerek kısacık öğle arasını hizmette kusur etmeyen garsona BABAYI AL şeklinde bahşiş bırakmadan verdikleri muhtelif tutarlardaki yemek çeki ile tamamlamışlardır.

İşte hayatlarını BAYRAM SAZ KOLLEKŞIN kıyafetleri, yalakalık yaptıkları müdürleri sepetleme hayali ile her gün bindikleri otobüsün yanından geçen bir Mercedes koltuğunda kendilerini hayal ederek geçiren bizim TEK TİPLERİMİZ !

SKANKY

6 Şubat 2008 Çarşamba

Cemresi götüne düşenler (CGD)

Hayatımızın her aşamasında farklı farklı insanlarla türlü münsabetler sonucu biraraya geliyoruz. Kimi zaman bu insanlar seçtiğimiz, günahıyla sevabıyla hayatımızda olmasından mutlu olduğumuz insanlar, kimi zaman da seçmediğimiz başka seçimlerimiz sonucunda ortak bi konumuz olan insanlar.

İkinci gruptaki insanlarla iletişim maalesef bizim kadar karşı tarafın da insaniyetten aldığı nasip çerçevesinde şekilleniyor. Öyle ki uyumlu, probleme değil çözüme odaklanan, gelişmeye açık eleştiride yapıcı insanlarla hayatımız kolaylaşırken, egosu ederinden büyük, sürekli olarak başkalarının hatasıyla beslenen, duygusal anlamda vampir olan ve cemresi kalbine değil götüne düşen bu tip insanlarla sürekli mücadele halinde yaşıyorsunuz.
Kendi tecrübelerimden yola çıkarak bu tip insanlarla ilgili bir profil çıkarttım.
Şöyle ki
Eğer ki konusu geçen kişi erkekse, çoğunlukla üniversitede kız arkadaşları olmamıştır, bol bol kesişmişlerdir (kesiştikleri kiş farketmese de). 
Üniversite hayatları boyunca yüksek bel kot giyip sınıf arkadaşlarının aklında kantine girince buğulanan gözlükleri ve ellerinde sürekli olarak taşıdıkları kalın kalın kitaplarla hatırlanırlar (bu sebepten, ilerleyen yıllarda istedikleri kadar kendilerine bir mevki edinsinler, aynı sınıfı paylaştıkları(arkadaş grupları genelde yoktur) insanlar "ha  evet tamam şimdi hatırladım" dedikleri anda bu imajı kafalarında canlandığı andır.
İş yaşamının ilk dönemlerinde ezik bir profille başlayıp, takip eden süreçte silik profillerinin önüne geçmek için çoğunlukla saldırgan ve fair playden uzak bir davranış biçimi edinirler.
İlerleyen dönemlerde edindikleri ile küçük burjuva özentilerinden geri kalmazlar ve bunları her girdikleri ortamda futürsuzca sergileyerek, görgüsüzlüklerini 70'lerde takılan çirkin madalyonlar gibi boyunlarından çıkaramazlar.
Buna rağmen hala ilgi göremezler ve bu görünmezliği aşmak için çirkinleşirler de çirkinleşirler. 
Şanslıysanız bu insan komşunuz, aynı restorantta yemek yediğiniz veya en fazla aynı asansörü kullandığınız aynı plazada çalıştığınız bir insandır. Yok şanslı değilseniz, işvereniniz, müşteriniz, hizmet aldığınız ya da çalışma arkadaşınızdır.
Şimdi önemli olan bu insanlarla nasıl mücadele edileceği:
  1. Belediyeye haber verebilirsiniz. Riskisiz ve temiz bir çözüm sağlar
  2. Kendinize bir adet Dazer 2 edinebilirsiniz
  3. Enerjiniz yettiğince ezebilirsiniz, hiç usanmazlar, çirkinleşirlerler, bok atarlar yılmazlar. Yazık, uğraşacağımız vakte, oturun 2 satır yazı okuyun, sevdiğiniz bir şarkıyı dinleyin, şiir yazın.
  4. Ve en güçlü silahınız, onu görünmez kılabilirsiniz. Bu durum CGD'ler için inanılmaz sonuçlar doğurur. Çoğu zaman sinirlenir sinirlenir ağızlarından köpükler saçarak uzaklaşırlar ve sonları 1. seçenek ile aynı olur. CGDlerin tek istekleri vardır hatırlanmak, adam yerine konmak , bunu yapmadığınız takdirde çok incinirler o ezik gözlüklü çocuk yine ortaya çıkar, gözlüklerinin camları yine buğulanır. (bkn.çiko)
Sevgiler

Sorumlu Yazar Baş blogçu