20 Ocak 2008 Pazar

Ae Fond Kiss



Her güne 1 filmde bugünün şanslı filmi bir Ken Loach yapımı "Ae Fond kiss”

Herkesin hayatında, bir ilişki yaşayıp yaşamamak arasına sıkıştığı, “toplum ve hislerim” arasında gel-gitler yaşadığı bir dönemin olmuştur. Bu ister başka bir milletten/dinden olsun, ister aynı toplumun farklı katmanlarından olsun çok sancılı bir durumdur. Bu dönemi yaşayanlar bilir ki herşeyi göze alıp bu tür bir ilişkinin öznesi olursanız, bir süre sonra asla yürümeyeceğini üzülerek anlarsınız. Küçükken dirseğinizi duvara sürttüğünüzde nasıl canınız yanarsa aynı şekilde kalbiniz sızlar, o sevdiğiniz, uğrunda üyesi olduğunuz topluluktan vazgeçtiğiniz kişiye baktıkça. Olmaz, yürümez ayrılırsınız. Şanslıysanız da sevginiz tükendiğinde arkanıza bile bakmadan bu kötü uygunsuz anınızdan kaçarcasına uzaklaşırsınız. Hatırladığınızda da biraz mahcup , “gençtik, hislerimizin kurbanı olduk, kötü bir dönemime geldi” cinsinden günah çıkartmalarla kendinizi rahatlatmaya çalışırsınız.

İşte, bir Ken Loach yapımı olan "Ae Fond kiss”’in öyküsü de bu tip bir ilişkinin etrafında şekilleniyor.

Film, Glasgow'da yaşayan, Pakistan asıllı müslüman bir ailenin oğlunun ve kardeşinin müzik öğretmeninin yaşadıkları/yaşamaya çalıştıkları duygular ile gelenekleri/üyesi oldukları toplulukarın değerleri arasında yaşadıkları "tercih" yapma sürecini anlatıyor.

Aslında bu sadece tek taraflı bir sıkışma ya da baskı değil. Katolik olan müzik öğretmeninin okuldaki görevine devam edebilmesi için bu ilişkisinden vazgeçmeye zorlanıyor. Özellikle bağlı olduğu kilisenin Papazı, özel hayat-din-katı kurallar arasında nispeten bize daha az gelmişmiş bir kültür gibi dayatılan Pakistanlı aileden daha. Aslında düşününce insanların kendi inançları ve hisleri aynı şeyin “kendi yaratımlarının” sonucuyken, nasıl oluyor da bu iki duygu birbirine karşı acımasız olabiliyor. Belki de bunun altında psikolojik gerekçeler vardır. Filmde yoğun olarak işlenen bir konu da önyargılar.

Filmin romantizm düzeyi ise tek kelimeyle “ayarı tutturulmuş” ve etkileyici. Ne fazla ne eksik.

Ken Loach’ın politik duruşu, tarihe ve olaylara karşı ilgisi bu filme bence ayrı bir renk katmış. Filmde çok kısa bir sahnede değinilen, Hindistan ve Pakistan’ın ayrılma hikayesi bende o konuya karşı ciddi bir merak uyandırdı. Tabi, Ken Loach’ın belgesel konusundaki tecrübelerini düşününce bu çok da şaşırtıcı bir sonuç değil. (bkz 11’09’02, McLibel)

Oyuncular ile ilgili olarak bravo dışında çok da denecek birşey yok aslında.

Kısacası filmi hiç duymayanlara ya da duyup da izlemeyi planlayanlara tavsiye ediyorum.