09 Nisan 2008 Çarşamba

MAGAZİN!
Bu kelime öyle bir kelime ki açıklaması zor biraz.
Mesela Rusça karşılığı mağaza demek! kız arkadaşı ya da evli olan erkekler mağazaların ne kadar ıstırap verici ve cebinizi matkap gibi delebilen kasaları ile ne canavar olduklarını iyi bilirler.
İlk anda kavrayabileceğiniz anlamı ile dedikodu dünyasının ta kendisi. İllaki ünlü olmaya gerek yok allı güllü magazin dünyasında olmak için. Her yerde bir magazin var. Bu hadiseyi oluşturmak, görmek, içine girip dışında kalmadan dedikodu kazanını kaynatmak mümkün mü. Televizyonu açtığınızda milli takım kadrosunu sayar gibi kimin orada olacağını saymak hiç zor değil. Hele bazıları jübile bile yapmadan mezarda bile konuşulurum para ederim diyecek kadar magazinden asalak modunda beslenmeyi alışkanlık haline getirmişler. Bunların isimlerini vermeyeceğim 5 yaşındaki çocuk bile 2 saatlik programda kimlerin yeni aşka yelken açtıklarını, kimlerin aşk yaşadıklarını, kimlerin zom vaziyette sabahı ettiğini kimlerin boynuz cilaladığını, hangi evli çifte nazar değdiğini çok rahat sayar ne yazık ki. Ufkunuzu daraltmayımı istiyorsunuz her akşam var, belki eskisi gibi göze batmasalar da alıştığınızdan fark etmiyorsunuzdur!
Ama farkında olmadan kendi yarattığınız magazin alemine bir yolculuk yapmak ister misiniz bakın her gün neleri konuşuyorsunuz;
ŞOK ŞOK ŞOK ! İşyerinin gözde güzeli muhasebeden Candan pazarlamadaki Okan’lan gece yemeğe gitmişler (acaba sadece yemek mi yediler?)
Müdür İsmail beyin karısı ile arası iyice bozukmuş kadın adamın kaçamaklarından öyle bunalmış ki en son ofisteki odasını basıp çekmecelerini karıştırmış.
Finanstan Emre’yi Caddede bi kızla görmüş bizim Ebru. Geçen yıl Emre bunu bırakmıştıya gitmiş gıcıklığına hatunun yanında Emre’ye kuyruk sallamış öcünü almış.
Yaaaaa en bombası Tuğbanın eski sevgilisi Ozanla bizim Mertin kız arkadaşı çıkmaya başlamışlar. Ya Mertle Ozan yakın değillermiydi. Vay adi demek ki kızı çok önceden kestirmiş gözüne hem de hafta sonu Sapanca’ya gitmişler. Artık Mert de misilleme olsun diye Tuğbaya asılmış geçen gece barda. Arabaya atlayıp gitmişler biyerlere ama görmemiş sonra kimse onları…….. vs.vs.vs. işte ha bire konuşup dururuz bunları usanmadan fırsat bulunan her yerde her zaman. Siz magazinci değilsiniz biliyoruuum!
Ama olsun zevkli be bu magazin illeti hep tek düze yaşamak ciddi şeylerden bahsetmek sıkıcı değil mi?..... İşte kafayı dağıtmaya sormaz mıyız birbirimize arada ne var ne çok diye. Erkeği kadını yapmaz mı dedikoduyu dibine kadar. Yarına bekliyorum haberlerinizi noolmuş ne bitmiş(!)


SKANKY

03 Mart 2008 Pazartesi

SHOW MUST GO ON YA DİĞERLERİ

SHOW MUST GO ON!
MANTIK BU OLUNCA ; ONCA KOŞUŞTURMACANIN İÇİNDE KENDİNİZE ‘kuaför, makyaj, alışveriş, güncel oyalayıcılar dışında) NE KADAR VAKİT AYARIYORSUNUZ. ÇEVRENİZDEKİLERLENE KADAR İLGİLENİYORSUNUZ. Ebeveynlerinizi, lise arkadaşınızı, en sevdiğiniz teyzenizi dayınızı ne sıklıkta görüyorsunuz yoksa sıklık oluşturabilecek bir düzenliliği kaçırdığınızdan senede kaç kez görüyorsunuz diye düzeltmem daha mı uygun! Durun durun siz de bayramlarda köşe bucak tatile kaçanlardansınız değil mi? Hemen söyleyin “nerde yaşıyorsun kardeşim ne zaman kendime vakit ayıracağım tabiî ki fırsatları değerlendireceğim” diye. Gittiğiniz tatillerde bir otelde komun hayatı yaşamayı kendinize vakit ayırmak olarak adlandırıyorsanız bilemem tabi. Saygı duyarım (!) Hayat tahditli süreye tabi biliyorsunuz bir rivayete göre 70/75 yıl yaşam süresi olduğunu söylüyorlar ama günümüz kimyasal besinleri, ses, stres, vs etkenler nazara alınırsa bu yazıyı okuyanlar tahminen 2035 de sımsıcak hırsız, dansöz, gazinocuların bulunduğu cehenneme ya da eyır kındişınlı sonsuz huzurun hurilerin şerbet ırmaklarının bulunduğu tarafa uçuşa geçecek. Bu durumda çocukluğunuzun geçtiği evinize gidip ilkokulda kullandığınız kalemliği keşfetmek, babanızla balık tutup annenizle erkek arkadaşlarınızdan konuşmak çok mu sıkıcı? Bir eylemle hem kendi özünüze hem çevrenizdekilere mutluluk saçacaksınız. Yarın bu çok basit ama MUHTEŞEM şeyleri yapamayacağınızı düşündünüz mü hiç. Hele ki Türkiye’de yaşadığınızı düşünürsek risk tavan yapmış durumda. Hadi bakalım yazı bitti hiç düşünmeden en azından telefona bi sarılıp sevindirin hem kendinizi hem çevrenizdekileri.


SKANKY

25 Şubat 2008 Pazartesi

.......

Yazanlar yazar mı yazılanlar yazı mı? Onlar Gazete Mi?
Of ki ne of! Bi kere benim kafam çok karışıyor bu yazıp çizme olayına bu işin yapıldığı yere okurken yazar(!) denen ucubeleri ve gazeteleri. Bazıları hepimizin anladıklarını anlatanlar, bazıları komplo teorisi üreterek esrarengiz olmaya çalışanlar ( bunlar yazarken esrara benzer bir şeyler alanlardan) bazıları dehşet büyük bağlantılarını ekleyerek konusu basitliği ile dönüp bakılmayacak olayları deve (develere saygısızlık yok) yapanlar, bazıları tüm hafta ciddi yazıp hafta sonu köpeğinin kakasını anlatanlar bazıları ise bayan olarak dedikodudan kopamayarak (menopoza girenleri ve girmeyenleri ayırmak lazım tabi burada) dünyayı turlayanlar/kurtaranlar bazıları da birbirlerini çekiştirip yiyerek (piranalar bu kadar evrimleşemedi) sütunlarını dolduranlar olarak adlandırılabilir. Şimdi asıl sorun bunlara ne denileceği? Siz bu saydıklarımızı her gün bir köşede bir sütunda bir tepede bir iç kısımda (mübarekler ahşap bir mimari yapıtın her yerini saran güveler gibi) görüyorsunuz. Okuyorsunuz. Şimdi bunlar YAZAR MI (meslek) yazar mı (fiil) okuduklarınız yazı mı ? Size soruyorum size! Şu memlekette gazete deyip alabileceğiniz bir yayın var mı? Okuyabiliyor musunuz? Sadece Zürriyet gazetesinin arka sayfa güzeli için yılda 10/15 ağaç harcandığını biliyor musunuz? Bu gazetelerin ve içindeki yazarların(!) siyaset ve ekonomi gündemini nasıl ve ne kadar kolayca ve işlerine ( bir köşe + banka hesabı + para girişi = z partisi hükümette) geldiği gibi yönlendirdiğini görebiliyor musunuz? Bir gazete nasıl olurda patronu değiştiğinde eksenini ve içeriğini değiştiriyor ( Pamela Anderson Zürriyeti alsa zürriyet kulvar gazetesinden beter olur inanın) görüyor musunuz? Şimdi sakın bu soruları sormayın! Yıllardır soranlar hep gördüler de ne cevabını aldılar ne de bu düzeni (!) değişimine tesir edebildiler.
Haa birde bunları okumayan, görmeyen, görmek istemeyen ve de en güzelini yapanlar var. KİMLER? Sayayım: Özellikle eskiden çoktu ama şimdilerde azaldılar
1- Manavlar,
2- Kabzımallar,
3- Çerezciler,
4- Balıkçılar,
5- Simitçiler,
6- Büfeciler.....
Bu adamlar senelerdir gazetelerde olanları görmediler, okumadılar dolayısı ile üzülmediler kahrolmadılar. Bu adamlar ne mi yaptı. KESE KAĞIDI. EVET KESE KAĞIDI YAPTILAR VE GAZTELERDEN EN İYİ EN YÜKSEK FAYDAYI BU ÜLKEDE ONLAR SAĞLADI. İÇİNDEN ERİK YEDİRDİNİZ, DOMETESİN EZİLMESİNİ ÖNLEDİNİZ, ÇEKİRDEK ÇİTLETTİNİZ, RAKININ YANINA EN GÜZEL HEDİYEYİ VERDİNİZ, HER SABAH KARNIMIZI DOYURDUNUZ GEVREK GEVREK, PARKTA GÖTÜRDÜĞÜMÜZ AKŞAM NEVALESİNİ KAMUFLE ETTİNİZ. NE İYİ ETTİNİZ. SAĞOLUN VAR OLUN BU ÜLKENİN AKILLI İNSANLARI! EN AZINDAN SİZ BAZILARI GİBİ (YAZAR (!) ) BEYNİMİZİ AĞLARINIZLA SARMADINIZ, GÖZÜMÜZÜ KÖR ETMEDİNİZ, EN EN ÖNEMLİSİ BİZİ KANDIRMADINIZ!


SKANKY

18 Şubat 2008 Pazartesi

TekTip

Blogumuzun yeni yazarı Skankiye katkılarından ötürü teşekkürler.....

Farkında mısınız bilmem diye başlayacağım ama farkında olmamak elde değil! Neden sabahın köründe tek tip servis otobüslerinde başlayan macera (!) tek tip işyerlerinde devam eder ve tek tip ofisinizde akşamı eder herkes. Gözünüzü kapayıp filmi izlemeye başlayın. Anadolu yakasının sözde afili ULTRAKÖY semtinde oturan Hande ve bilmem LÜKÜSKÖY semtinde oturan Mert tek tip kıyafetleri ile kabus yolculuğa tek tip kıyafetleri ile hazırlanmışlar ve beklemeye koyulmuşlardır. Hande patlamaya hazır kredi kartının limitlerini zorlayarak diğerleri ile aynı kokoşluktaki MAPRİKA marka gri tayyörünü giymiş içinde HEYMEN gömlek üzerine ZİPEKYOL marka kaban (içine iş çıkışı ayartacağı hanzoya seksi görünmek için giydiği giydiği TEKİ marka takke ve paçalı donu ayıp olmasın diye söylemeyeceğim) pabuç olarak KİVARESLER ve tabiki ZOM PORD güneş gözlüğü…. Mert annesinin hala giymeye zorladığı Şener Şen’in efsane sahnesindeki beyaz yün içliğini son anda çıkartarak ( annesinin aldığı İKİZOĞLU marka ama kalpli boxer alt cenahta) PLATİNYILDIZ kumaştan dikilmiş BAYRAM SAZ KOLLEKŞIN (bu markaya dikkat ediniz) takım GOTİÇ pabuçlar, KÖLVİN KILAYN gömlek ve KUĞULU pardesü ile….. Bindikleri serviste bunlar gibi bi dolusu sabah sabah dahi Özcan Deniz veya Ferdi Tayfur dinlemek isterken iş partnerlerine rezil olmamak adına G&R (gerilmek&rezalet) mağazalarından aldıkları chill out müzikleri dinleyip adını ilk kez o kitapta gördükleri Avusturalyalı yazar Maykıl Dandiksın’ın son romanını okuyarak tik tip servis aracı ile işyerlerine varırlar. Tek tip olmak kaydıyla bir müdüre sabah yalakalığı yaptıktan sonra sözde yapmaktan çok zevk aldıkları ama başlayıncaya kadar yapmadıkları aktiviteler ve Amerika’da büyük ihtimalle hamburgercinin yanık yağ ile dolu fritözünü temizlerken ( ben artık inanıyorum tezgahta sattıklarına) Bayburt State Universty HNB master diplomaları ile donattıkları NB (nitelik belgesi) ile zor zar kabul edildikleri işlerini yaparlar. Akşama doğru hasbel kader gittikleri ya da bir yakınlarının getirdiği bir gavur şehrini simgeleyen kupalarından hayatlarında tazesini hiç görmedikleri bir otun çayını sırf artiztik olsun diye içmeyi ihmal etmeden saatin 6 olmasını kollarlar. Ama sabah yalakalık yaptıkları müdür GÜÇ BENDE edasıyla bol fırçalı bomboş toplantı tertiplemiştir bile! Son ıstırap böylelikle atlatılmıştır. Şimdi bunlar yemek yemeden mi çalışır diyecekseniz en güzel kısmı sona sakladım! Öğle yemeğine altına yatmak/üstüne atlamak istedikleri ve gözlerine kestirdikleri Bayram Saz Kollekşın 2020 kreasyonundan giyinmiş karşı cins ile çalışılan plazanın yanındaki restorana gitmek için sabahtan hazırlığa başlayan TEK TİPİMİZ öğlen yanlarına içinden “ha kiktir bu nerden çıktı” demesine rağmen “sen de bize katılmaz mısın?” diye sormak zorunda oldukları zeka seviyesi normale vitamin takviyesi ile ulaştırılmış bir hemcinsleri ile çıkılmıştır. Çok acıkılmış olmasına rağmen gereksiz bir yemek listesi araştırmasından sonra adı gavurca olan ama tas kebabından iğrenç bir tatlı sosla bozma Meksika yemeği seçilmiştir. Aslında hapur hupur yemek isterken kibarlık budalası olan TEK TİPİMİZ eğreti tuttuğu bıçak çatalla soğuttuğu yemeği kırıtarak/sırıtarak ama akşam faslını nasıl ayar ederim diye aralıksız düşünerek kısacık öğle arasını hizmette kusur etmeyen garsona BABAYI AL şeklinde bahşiş bırakmadan verdikleri muhtelif tutarlardaki yemek çeki ile tamamlamışlardır.

İşte hayatlarını BAYRAM SAZ KOLLEKŞIN kıyafetleri, yalakalık yaptıkları müdürleri sepetleme hayali ile her gün bindikleri otobüsün yanından geçen bir Mercedes koltuğunda kendilerini hayal ederek geçiren bizim TEK TİPLERİMİZ !

SKANKY